Bir zamanlar daha az kişinin “özel” üslubu olarak görülen “vulgar” yani kaba, nezaketsiz ve “bayağı” dil artık siyasi yelpazenin neresinde olunduğundan ve deneyimden bağımsız olarak daha yaygın hale geldi. Birkaç yıl önce istisnayı tanımlayan bu dil, şu an olduğu gibi devam ederse yakında neredeyse ortalamayı tanımlıyor duruma gelebilir.

Daha erişilebilir,anlaşılır olma, veya topluma daha yakın bir iletişim dili yaratma amacıyla kelimelerini yitiren siyasi aktörler, “aynılaşma girdabının” içine doğru sürüklendi.
Peki bu nasıl oldu?
Araştırmacılar bu durumu “popülist dil bulaşması” olarak tanımlıyor. Bir politikacı kaba ve nezaketsiz bir dil kullandığında kısa vadede dikkat çekiyor, paylaşılıyor, gündemde kalıyor. Öte yandan, sosyal medya algoritmaları bu tarz konuşmaları ödüllendiriyor. Diğer politikacılar da bunu görünce, bilinçli ya da bilinçsiz olarak, aynı dile yaklaşmaya başlıyor.

İtalyan araştırmacılar Cavazza ve Guidetti’nin deneysel çalışması, politikacıların kaba dil kullandığında “samimi, halktan biri” izlenimi yarattığını göstermesine rağmen, mesajın gerçek ikna ediciliğinin de sorgulandığını belirtmişti.

Siyasette kötü dilin yanlış seçim değil, mevcut sistemin içinde akılcı bir tercih haline gelmesi, norm dışına çıkmanın da artık norm haline dönüşmesi anlamına gelmez mi?

Burada gözden kaçırılmaması gereken en önemli şey, bayağılaşmanın yalnızca bir üslup konusu değil, sözlerin, kavramların ve entellektüel birikimin de erozyona uğraması demek olduğudur.