Birleşmiş Milletler’in 81. Genel Kurul teması “Restoring Trust, Managing Transformation”, yani “Güveni yeniden tesis etmek, dönüşümü yönetmek.” Ancak New York’taki konuşmalar gösteriyor ki asıl mesele dönüşümden önce güven. Genel Kurul Başkanı Khalilur Rahman’ın açılışta söylediği gibi, güven talep edilemez, kazanılmalıdır. BM açısından bunun ölçüsü de artık kararların uygulanması, taahhütlerin yerine getirilmesi ve sekiz milyar insana ulaşan somut sonuçlar.
Bu güven kaybının izini 11 Eylül 2001’e kadar sürmek mümkün. Afganistan ve Irak, 2008 krizi, Suriye, Ukrayna, Gazze ve yeniden sertleşen büyük güç rekabeti aynı çeyrek yüzyılın farklı kırılmaları. Soğuk Savaş sonrasında şekillenen düzen aşınırken, yerine geçecek uluslararası sistem hala kurulamadı.
Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan bu boşluğu adalet ve temsil üzerinden okudu. 190’dan fazla ülkenin iradesinin beş ülkenin tercihlerine bırakılamayacağını söylerken, uluslararası hukukun güçlüye ve zayıfa farklı uygulanmasının sistemi çürütüyor olduğunu vurguladı. Teknolojik kutuplaşma ve dijital hegemonyayı da büyüyen eşitsizliğin yeni alanları arasına koydu.
Trump aynı soruna egemenlik tarafından yaklaştı. “Küresel hükümet yoktur” dedi, küresel vergiyi ve yapay zeka üzerinde küresel denetimi reddetti. 11 Eylül’ün 25. yılını İran tehdidiyle aynı güvenlik anlatısı içinde anması da Washington’un güveni hala büyük ölçüde devletin hareket serbestisi ve güç kapasitesi üzerinden okuduğunu gösterdi.
Macron ise mevcut görev süresinin son BM Genel Kurulu konuşmasında “orman kanunu”na dönüş uyarısı yaptı ve etkili çok taraflılığı savundu. Ukrayna’da enerji ve sivil altyapıya yönelik saldırılar için moratoryum çağrısını yineledi, Gazze’deki tabloyu uluslararası düzenin inandırıcılığıyla ilişkilendirdi.