Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde, 2019 yılında Grönland’ı satın almak istemesi adaya olan ilgisini gün yüzüne çıkardı. Asıl kırılma ise ikinci kez seçilmesinin ardından yaşandı. Trump, Aralık 2024’te Grönland’ın Amerikan güvenliği açısından kontrol edilmesini “zorunluluk” olarak tanımlayarak bunu sağlamak için ekonomik baskıyı ve askeri güç kullanımını dışlamadığını söyledi. İkinci döneminin başlamasıyla söylem daha da sertleşti ve NATO müttefiki Danimarka ile ciddi bir diplomatik krize dönüştü.

Grönland’ın önemini anlamak için Arktik’e bakmak gerekiyor. Arktik, Kuzey Kutbu ile çevresindeki Kuzey Buz Denizi’ni ve Amerika, Avrupa ve Asya’nın kuzey bölgelerini kapsayan devasa bir alandır. Buzulların çekilmesi yeni deniz yollarını açarken enerji kaynakları ve kritik minerallerin değerini daha da artırıyor. Rusya’nın bölgedeki güçlü askeri varlığı ve Çin’in bölgeye ilgisi de rekabeti büyütüyor. Grönland, Kuzey Amerika ile Avrupa arasındaki konumuyla bu denklemin merkezinde.
22 Eylül 2026’da New York’ta Trump, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ve Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen yeni güvenlik anlaşmasını imzaladı.
Bu anlaşmayla, ABD, Pituffik Uzay Üssü’nü genişletebilecek, Narsarsuaq ve Mestersvig’de yeni savunma alanları oluşturabilecek. Söz konusu anlaşmayla birlikte Amerikan askeri unsurlarının kara, hava ve deniz erişimi genişliyor, “Golden Dome” füze savunma sistemi için hukuki zemin kuruluyor. NATO üyesi olmayan ülkelerin kalıcı askeri varlığı sınırlanırken kritik altyapı ve doğal kaynak yatırımları da güvenlik denetimine bağlanıyor.

Yeni oluşturulan durumda Grönland’ın egemenlik statüsü değişmiyor. Değişen, adanın güç denklemindeki yeri. Washington, askeri erişimini genişletirken, Rusya ve Çin’in gelecekteki hareket alanını da daraltan uzun vadeli bir düzen kuruyor. Bu nedenle New York’ta imzalanan metni yalnızca Grönland üzerinden okumak eksik kalır. Asıl mesele, Arktik’te önümüzdeki dönemde kimlerin hangi şartlarla hareket edebileceğinin şimdiden belirlenmeye başlanmasıdır. İlgili tarafların karşı hamleleri ve çok kutuplu müttefikliklerin hareketleri bundan sonra izlenmesi gereken gelişmelerin başında.