Home Stratejik SeyirDoğu Akdeniz’de savaş gemisi trafiği: Koruma mı, siyasi kazanım amacıyla Kıbrıs adasını hedefe koyan bir faaliyet mi?

Doğu Akdeniz’de savaş gemisi trafiği: Koruma mı, siyasi kazanım amacıyla Kıbrıs adasını hedefe koyan bir faaliyet mi?

Doğu Akdeniz’de savaş gemisi trafiği: Koruma mı, siyasi kazanım amacıyla Kıbrıs adasını hedefe koyan bir faaliyet mi?

by Diji Hal

İran, ABD ve İsrail arasında tırmanan savaş, Doğu Akdeniz’i bir “arka cephe” olmaya her geçen gün biraz daha yaklaştırıyor. Bu tabloda Kıbrıs adası çevresine yönlenen Avrupa unsurları, özellikle hava savunma kabiliyetli fırkateynler, kamuoyuna koruma refleksi olarak anlatılıyor. Rum Yönetimi’nin artan bu mevcudiyeti, adanın güvenliği kadar kendi siyasi tezlerini sahada görünür kılmak için de kullanmak istediği aşikar. Rum tarafı, AB üyesi olmanın sağladığı ‘kurumsal’ avantajla, krizi “Avrupa’nın sınır güvenliği” çerçevesine taşımayı ve Kıbrıs adası çevresindeki deniz yetki alanı tartışmalarında AB’yi fiili referans noktası haline getirmeyi hedefliyor.

Risk ilk olarak hedef büyütme alanında ortaya çıkıyor. Rum Yönetimi “insani rol” vurgusu yaparken, sahada artan askeri yoğunluk, İran ve bağlantılı unsurların Kıbrıs’ı ikincil bir baskı noktası olarak okumasına zemin hazırlıyor. Ağrotur üssündeki drone vakası ve adaya yönelik çok da şuurlu olmayan ‘savunma’ takviyeleri, yanlış hesap ihtimalini yükseltiyor.

İkinci risk, istihbarat ve angajman eşiği meselesi. Fransa’nın anti-balistik ve anti-drone sistemli bir fırkateyn göndereceğini açıklaması ve aynı hat üzerinde Yunan fırkateynlerinin konuşlanması, “izleme”yi fiilen “müdahale kapasitesi”ne yaklaştırıyor. Bu yakınlık, denizde bir temas anını hızla diplomatik krize çevirebilir.

Türkiye açısından tablo iki katmanlı. Ankara, savaşın NATO alanına sıçrama riskini somut biçimde yaşadı ve İran’dan ateşlenen bir balistik mühimmatın Türk hava sahasına yaklaşırken NATO unsurlarınca imha edildiğini duyurdu. İran sonrasında yaptığı açıklamada sorumluluğu reddetti. Türkiye bu nedenle gerilimin genişlemesine set çekmeyi, hava sahası ve deniz trafiği güvenliğini öncelemeyi, aynı zamanda Kıbrıs çevresinde yeni “bayrak yoğunluğu” yerine gerilimi düşüren temas kanallarını açık tutmayı tercih ediyor. Rum Yönetimi ise AB mevcudiyetinin kalıcılaşmasını ve krizin Kıbrıs konusunda kendisine stratejik kaldıraç üretmesini bekliyor. Bu beklenti, adanın kırılgan güvenlik denkleminde önemli bir risk potansiyeli yaratıyor.

Savaş uzadıkça Kıbrıs çevresine gönderilen gemiler daha görünür ve daha kalıcı hale gelebilir. Rum yönetimi bu mevcudiyeti, deniz yetki alanları tartışmasında siyasi dayanak gibi göstermeye çalışabilir ama kriz anında belirleyici olan başlık başka olur. Benzer bir drone olayı ya da füze enkazı hadisesi yaşanması halinde, bu durum dili sertleştirir. Rum tarafı angajman seviyesinin yükselmesini ister. Türkiye ise diplomasiyi, tırmanmayı frenleyen temas kanallarını ve sahadaki dengeyi öne çıkarır. Bu iki refleks aynı anda büyürse, Kıbrıs, çözüm konuşulan bir konu olmaktan çıkar ve günün sonunda Kıbrıs adası, bölgesel savaşın uzantısı gibi okunan geniş şemsiyede kalıcı bir güvenlik başlığına sıkışır.

Related Videos

Leave a Comment

-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00