Kadın mücadelesi politiktir ve mevcut düzenledir

Her 8 Mart geldiğinde kamusal dil bir anda yumuşuyor. Kadın emeği hatırlanıyor, eşitlik sözcüğü parlatılıyor, dayanışma cümleleri kuruluyor. Ertesi gün ise hayat kendi eski hiyerarşisine dönüyor. Tam da bu yüzden 8 Mart, nezaket cümleleriyle geçiştirilecek bir gün sayılamaz. Çünkü kadın meselesi, toplumsal hayatın kenarında duran tali bir başlık değil, bizzat merkezin nasıl kurulduğunu gösteren temel ve politik aynalardan biridir.


Bugün kadınlar yalnızca hak talep etmiyor. Aynı zamanda hayatın yükünü taşıyor, düzenin açıklarını kapatıyor, kurumların kör noktasını görünür hale getiriyor. Tüm bunlara rağmen evde, iş yerinde, sokakta, siyasette ve karar mekanizmalarında aynı gerçekle karşılaşıyorlar: Emeği kullanışlı bulunduğu ölçüde kabul gören, sözü ise çoğu zaman sınırlandırılmak istenen bir varoluş alanı.

Bu yüzden farkındalık meselesi hafife alınamaz. Farkındalık, slogan üretmekten ibaret bir iş değildir. Toplumun, uzun süredir olağan saydığı adaletsizlikle yüzleşmesidir. Kadının omzuna bırakılan görünmez yükü fark etmesidir. Sessizliğin uyum değil, çoğu zaman bastırılma sonucu olduğunu anlamasıdır. Her ciddi değişim önce burada başlar. İnsan, ancak gördüğü yapıyı değiştirmeye niyet eder.

Yine de asıl kırılma, kadınların her şeye rağmen geri çekilmemesiyle yaşanır. Engel arttıkça iradesini büyüten, alan daraldıkça kendi yerini açan, yok sayıldıkça daha net konuşan kadınlar sayesinde toplum ilerler. Bugün kazanılmış her hakta onların direnci vardır.

8 Mart’ın mesajı tam burada netleşir. Kadınların önünü açan bir düzen sahip olmak bir lütuf değil, medeniyet ölçüsüdür. Kadın güç kazandıkça toplum da derinlik kazanır. Bunu yapacak olan da sloganlar değil başta kadınların emeği ve iradesidir.

Related posts

Nedir bu Grönland meselesi?

Kurulamayan yeni uluslararası sistem ve sürekli aşınan güven

Berlin Sola Döndü: Türk kökenli Elif Eralp merkez ve aşırı sağı geride bıraktı