Odysseus 10 yıl boyunca eve dönmeye çalıştı. Adası Ithaca, bir kimlik bir ev onu bekliyordu. Modern insan için ise nereye ait olduğu veya nereye varacağı soru işaretleriyle dolu.
Nostalji mi?
Tutunma İhtiyacı mı?
On yılda bir değil, her birkaç ayda bir dünya yeniden şekillenirken, yeni platformlar, yeni kelimeler, yeni bir çok şey hayatımıza ışık hızıyla girerken olan bazı garip şeylerin farkında mısınız?
Hız arttıkça insanlar geriye bakıyor. 90’ların 80’lerin ağır, somut, elle tutulur dünyasına, bir şeylerin daha “gerçek” hissettirdiği zamanlara. Buna nostalji mi demek lazım yoksa bir tutunma ihtiyacı mı? Üzerinde düşünebiliriz.
Nonnimaxing, analog fotoğrafçılık, kasetler, 90’lar estetiği yeniden çok revaçta ve bunlara ilgi duyanların çoğu o dönemleri yaşamayanlar. Aranan şey o dönemlere ait yavaşlık, elle tutulabilirlik, kalıcılık ve sahicilik. Authenticity yani özgünlük arayışı bir trend olmaktan öte, kimliğin kaybolduğu hissine verilen sessiz bir cevap olabilir.
“Nereye Aitim?” Sorusu Hiç
Bu Kadar Ağır Olmamıştı
Odysseus’un evi vardı. Bizim evimiz neresi?
Modern insan fiziksel olarak bir yerde, dijital olarak başka bir yerde yaşıyor.Kültürel olarak ise başka bir boyut söz konusu olabiliyor. Bunlardan hangisinin “gerçek siz?” olduğu konusu bazen havada kalıyor
Aidiyet eskiden coğrafyayla, aileyle gelirdi.Şimdi bunların hepsi kesintiye uğramış ve seçilebilir hale gelmiş durumda. Bu durum ise hem özgürlük hem de köksüzlük ise köksüzlük yorucudur diyebilir miyiz?
Eve Dönmek
Bir Yer Bulmak Değil
Odysseus’un Ithaca’sı somut iken modern insanınki daha soyut, bir his bir an bir tanıdıklık duygusu üzerine kurulu.
90’lara sarılıyoruz çünkü o dönem elle tutulurdu. Kasetten müzik dinlemek sabır gerektirirdi. Film fotoğraf çekmek ise bir sorumluluktu. Her şeyin bir ağırlığı, bir sınırı, bir gerçekliği vardı.
Belki nostalji geçmişe duyulan özlem değil, kendimize ve henüz kaybetmediğimiz versiyonumuza duyulan bir özlem.