2020’de Washington’da atılan imzalar yalnızca bir diplomasi adımı değildi, bölgenin siyasal iklimini de değiştirdi. O gün Orta Doğu’ya yeni bir gerçeklik girdi. İsrail’in Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’le aynı gün diplomatik ilişki kurması, kısa süre içinde Fas’ın da bu çerçeveye katılması, “İbrahim Anlaşmaları” adını taşıyan yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Bu anlaşmalar beş yıl sonra, 2025’in sonunda bile bölgesel siyasetin merkezinde duruyor. Çünkü arkasında sadece imzalar yok. ABD’nin stratejik planlaması, Körfez ülkelerinin güvenlik ve teknoloji arayışı, İsrail’in bölgesel yalnızlığını hafifletme isteği bu süreci ayakta tutuyor. Şimdi bu tabloya Orta Asya’dan beklenen bir ses eklendi, Kazakistan’ın 6 Kasım 2025 tarihli açıklamasındaki niyet beyanı.
Astana yönetimi o gün üç temel mesaj verdi. Ateşkesi destekledi, insani yardımların kesintisiz ulaşması gerektiğini vurguladı, bölgesel barışı güçlendiren platformlara katılmaya hazır olduğunu bildirdi. Bu açıklama, Washington’ın son aylarda yürüttüğü diplomatik temaslarla birlikte değerlendirildiğinde İbrahim Anlaşmaları’nın coğrafi sınırını yukarı taşıyan yeni bir adımı anlamına geliyor. ABD artık anlaşmaları yalnızca Körfez ve Kuzey Afrika hattında tutmak istemiyor. Türk dünyasına ve Orta Asya’ya uzanan yeni bir diplomatik eksen kurmaya çalışıyor. İsrail’le diplomatik ilişkileri bulunan Kazakistan’ın bu sürece açık destek vermesi, ABD açısından bu planın eksik halkasını tamamladı. Böylece İbrahim Anlaşmaları’nın haritası kağıt üzerinde bir kez daha genişledi.
Gazze’deki ateşkesin varlığı hemen her gün tartışılırken sahadaki tablo ihlaller açısından daha net. Filistin makamları ve uluslararası gözlemciler, İsrail’in ateşkes şartlarını neredeyse her gün ihlal ettiğini bildiriyor. Yardım geçişleri düzensiz işliyor, zaman zaman tamamen durduruluyor. Uyarısız ateş açıldığı ve sivil alanların hedef alındığı raporlara giriyor. BM ve yardım kuruluşları, konvoyların gecikmeli girdiğini ve temel malzemelerin çoğu kez engellendiğini açıklıyor. Bu tablo Arap kamuoyunda büyüyen öfkeyi artırıyor. Ateşkesin uygulanmadığı yönündeki değerlendirmeler artık sahadaki somut veriye dayanıyor. Bu durum İbrahim Anlaşmaları’nı şimdilik ortadan kaldırmıyor fakat siyasal savunusunu zorlaştırıyor.
Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Fas buna rağmen imzalarını koruyor. Bu ülkeler uluslararası sürecin içinde kalmakla kendi çıkar alanlarını sürdürmek arasında hassas bir denge kuruyor.
ABD açısından bu tablo stratejik bir avantaj yaratıyor. Anlaşmalara yeni ülkeler eklendikçe siyasi maliyet paylaşılıyor. Kamuoyu baskısı bir ülkede yükseldiğinde diğerlerinin varlığı bu baskıyı hafifletiyor. Körfez başkentleri böylece manevra alanı kazanıyor. İsrail açısından da örtülü bir mesaj ortaya çıkıyor. Sahadaki ihlaller azalırsa bu diplomatik yapı genişleyebilir. İhlaller sürerse anlaşmalar kağıt üzerinde varlığını korur ama siyasetin merkezinden uzaklaşır.
Sürecin yönünü iki başlık belirliyor. İlki ateşkesin sahada gerçek karşılık bulması. Yardımlar düzenli ulaştığında, siviller korunduğunda ve esir dosyasında ilerleme sağlandığında İbrahim Anlaşmaları savunulabilir kalır. İkincisi Filistin’in siyasal statüsüne ilişkin başlık. Suudi Arabistan bu konuda şartını koruyor. Bu koşul karşılanmadan Riyad’ın tam normalleşmeye gitmesi beklenmiyor. Ancak Kazakistan örneğinde olduğu gibi destek veren yeni aktörler ortaya çıktıkça süreç donmuyor. Kapı aralık kalıyor ve Washington bu aralıktan yeni halkalar eklemeye çalışıyor.
“İbrahim” adının kendisi bu mimarinin sembolü. Üç semavi dinin ortak atası üzerinden kurulan dil, çatışma yerine ortak miras fikrini öne çıkarıyor. 2025’in ağır atmosferinde bile kimse bu ismi tartışmaya açmıyor. Çünkü isim kendi başına bir mesaj taşıyor. Bu yönüyle anlaşmaların yumuşak gücü varlığını sürdürüyor.
Sonuçta ortaya çıkan tablo açık. 2025 Gazze ateşkesi kırılgan bir zemin oluşturdu. İsrail’in sahadaki ihlalleri bu zemini durmadan sarsıyor. Arap kamuoyu öfkeli. Buna rağmen BAE, Bahreyn ve Fas ilişkilerini koruyor. ABD bu hattı genişletmek için yeni ortaklar arıyor. Kazakistan’ın 6 Kasım 2025 tarihli açıklaması bu arayışın yeni halkası oldu. Bundan sonrası İsrail’in ateşkesi ne kadar ciddiyetle uygulayacağına ve Filistin meselesinde ne kadar ilerleme sağlanacağına bağlı. Diplomasiyle gerçek hayat arasındaki mesafe azaldığında İbrahim Anlaşmaları’nın uygulanma amacı yeniden ivme kazanacağa benziyor.