New York’un genelde göğü delen cam binalarında yankılanan o bildik diplomatik nezaket cümleleri, sahanın sert gerçekliğine çarptığında genellikle tuzla buz olur. Lakhdar Brahimi’nin 2000 yılında kaleme aldığı o meşhur rapor, BM’nin “barışı koruma” illüzyonuna karşı yazılmış en dürüst manifestodur. Brahimi’nin uyarısı nettir: “Mavi Kasklılar, tarafların gerçek bir çözüm iradesi ve rızası yoksa, sadece statükonun bekçiliğini yaparlar.”
Peki, Kıbrıs’ta 62 yıldır sahnelenen bu uzun metrajlı filmde “rıza” nerede duruyor?
Brahimi Raporu’na göre barış gücü operasyonlarının üç ayağından biri olan “tarafların rızası”, sadece kağıt üzerinde bir imza değildir; operasyonel bir zorunluluktur. Kıbrıs uyuşmazlığında ise bu kavram tam bir diplomatik ‘kurnazlığa’ kurban ediliyor. BM Güvenlik Konseyi, son kararında da yaptığı gibi, UNFICYP’in görev süresini uzatırken rızayı sadece “Kıbrıs Cumhuriyeti” hükümetinden alıyor. Kıbrıs Türk tarafının iradesini ve onayını bir kez daha “yok hükmünde” sayan bu yaklaşım, aslında kendi onayladığı raporu da görmezden gelmektir. Sahadaki somut gerçekliği dışlayan bir Barış Gücü, sadece tarafsızlığını değil, meşruiyetini de kaybeder.
Brahimi raporunda sorgulanamayacak netlikte der ki; rıza manipüle edilirse, Barış Gücü bir tarafın siyasi emellerine hizmet eden bir dekora dönüşür. Bugün Ada’da yıllardır yaşanan “rıza krizi”, sadece bir statü kavgası değil, sahadaki etkinliğin felç olmasıdır. Türk tarafının “Benim onayımı almazsan,benim toprağımda ancak iyi niyet gösterirsem görev yapabilirsin” resti, Brahimi’nin “rıza şarttır” ilkesinin diplomatik bir yankısıdır. 62 yıl içinde meydana gelen olaylar bize şunu gösterdi: Bir tarafın rızasını alıp diğerini görmezden gelmek, barışı korumak değil, statükoyu yönetmeye çalışmaktır.
Kıbrıs’ta taraflar, Brahimi’nin korktuğu o “konforlu çözümsüzlüğe” rıza göstermiş durumdalar. BM ise bu rızanın üzerine kurulan bir yastık görevi görüyor. Eğer rıza, her iki tarafın siyasi ve hukuki gerçekliğini kapsayacak şekilde “işlevsel” bir zemine (kuvvetlerin statüsü veya benzeri) oturtulmazsa, BM askerleri Ada’da barışı değil, sadece bitmek bilmeyen bir tiyatronun perdesini korumaya devam edecektir.
Netice itibarıyla, Brahimi’nin hayaleti bugün Lefkoşa semalarında dolaşıyor ve diplomatların kulağına şunu fısıldıyor: “Türk tarafının rızasını cebine koymayan bir BM, Kıbrıs’ta sadece zamanın geçmesini izler.”