BMGK’nın Gazze kararı: Uluslararası güç düzeni, denetim mekanizması ve Filistin’in siyasi statüsü

Geçiş düzeninin  stratejik çerçevesi

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 17 Kasım 2025 tarihinde ABD’nin önerisi üzerine kabul ettiği karar, Gazze’nin geleceğine ve Filistin meselesinin siyasal çerçevesine dair yeni bir aşamaya işaret ediyor. Karar, Gazze Şeridi’nde geçiş dönemine eşlik edecek bir Uluslararası İstikrar Gücü oluşturulmasını ve insani güvenliği sürdürebilmek için geçici bir yönetişim düzeni kurulmasını içeriyor. Metinde özellikle öne çıkan ifade Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkı ile bağımsız bir devlete geçiş sürecinin şartlar uygun hale geldiğinde mümkün olabileceği yönündeki diplomatik vurgu. Bu yaklaşım son aylarda yeniden güçlenen iki devletli çözüm tartışmalarının BMGK zemininde daha görünür bir nitelik kazandığını gösteriyor.

Kararın sunduğu çerçeve üç başlıkta öne çıkıyor. İlk olarak Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının güçlü bir biçimde anılması siyasi süreçte yeni bir hat açıldığı şeklinde yorumlanabilir. İkinci olarak Gazze’de öngörülen geçici yönetişim düzeni toplumsal temsiliyeti gözeten ve sahadaki insani yükü yönetilebilir bir yapıya taşımayı hedefleyen pragmatik bir yaklaşım sunuyor. Üçüncü olarak güvenlik düzeninin uluslararası bir güç tarafından üstlenilmesi Filistin devletinin gelecekteki güvenlik mimarisine ilişkin yeni bir arayışın ortaya çıktığını gösteriyor. Bu arayış kesinleşmiş bir plan sunmuyor, ancak karar beklenti oluşturan bir yön belirliyor.

Bu karar aynı zamanda BM’nin Gazze üzerindeki uzun süredir sınırlı kalan rolünü yeniden tanımlama potansiyeli taşıyor. Geçmişte BM ateşkes dahil birçok süreçten fiilen dışlanmış görünüyordu. Alınan karar BM çatısı altında bir yönetişim ve güvenlik çerçevesi öngörüyor ve BMGK kapsamında bu düzenin denetimine ilişkin unsurların yer alması BM’nin sahadaki rolünün yeniden şekillenebileceğini akla getiriyor. Yine de BM’nin uygulamadaki etkinliği ve sürece ne ölçüde doğrudan dahil olacağı şimdilik net değil.

Sahadan gelen ilk tepkilerin  öngördüğü riskler

Kararın uygulanması aktörlerin sahadaki tepkileriyle şekillenecek. Hamas uluslararası güç konuşlandırılmasını dışarıdan dayatılmış bir kontrol yaklaşımı olarak tanımlayarak reddetti ve bunun Gazze’nin ulusal karar alma kapasitesine zarar vereceğini savundu. Bu tutum kararın sahada uygulanması için gereken toplumsal ve siyasi kabulün kolay sağlanmayacağına işaret ediyor. Kararın yalnızca Gazze için tasarlanmış olması Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ün siyasi geleceğine ilişkin yeni bir tartışma alanı yaratıyor ve iki devletli çözümün bütünsel ilerleyişi açısından dikkatle değerlendirilmesi gereken bir boşluk oluşturuyor.

İsrail cephesinde ise karar metnindeki kendi kaderini tayin etme hakkı ve olası devletleşme vurgusu rahatsızlık yaratıyor. Bazı siyasi aktörler bu ifadeyi sınırlar ve güvenlik doktrini açısından riskli görüyor ve bunun bölgesel politikada yeni bir yönelim anlamına geldiğini düşünüyor. Bu değerlendirmeler kesinlik taşımıyor ancak Tel Aviv’de kararın stratejik sonuçlarına dair yoğun bir tartışma yaşandığı anlaşılıyor.

Sonuç olarak bu karar iki devletli çözüm için yeni bir diplomatik zemin oluşturuyor. Bu zeminin kalıcı bir siyasi sürece dönüşmesi yerel yönetim kapasitesini güçlendiren, toplumsal temsiliyeti güvence altına alan ve geçiş dönemine şeffaflık kazandıran adımlara bağlı olacak. Gazze’de konuşlandırılması öngörülen uluslararası güç de ancak bu koşullar sağlandığında bölgesel barış için gerçek bir eşik niteliği taşıyabilir.

Related posts

Nedir bu Grönland meselesi?

Kurulamayan yeni uluslararası sistem ve sürekli aşınan güven

Berlin Sola Döndü: Türk kökenli Elif Eralp merkez ve aşırı sağı geride bıraktı